Şişeyi yarılamıştı ki yolda yürüyen birinin nefes sesini duydu. Yok yok! Hıçkırıyordu her kimse! Pencereyi açtı. Gövdesini perdenin arkasına gizleyerek kafasını uzattı usulca. Tam da önünden geçiyordu kadın. Gürültü çıkarmış olmalı ki dönüp baktı. Hızla geri çekildi önce. Bir süre bekledi. İyice uzaklaşmış olmalı ki çıt çıkmıyordu dışarıda. Korka korka araladı perdeyi. Pencerenin önünde durmuştu. Ve sanki yeniden dışarı bakacağını biliyormuş gibi pencereye dikmişti ağlamaktan şişmiş gözlerini. Karanlıkta bir başka ışımaktaydı gözleri. Tam perdeyi kapayacaktı ki seslendi kadın:“Siz de duyuyor musunuz benim duyduğum kokuyu?”


Kitap Yorumları - (1 Yorum)
“Yalnızlığın ağır kokusu uğramasın yanına hiç” diye yazmış Selah, benim için imzaladığı kitabına.Ben bu kokuyu duymanın dışında, o ateşin içinde debelenmiştim uzun bir süre. Ama gördüm ki; tüm dost dediklerin bile terk ediyor yavaş yavaş. Çünkü kimse sevmiyor o kokuyu, o ateşi…Eğer gülümseyebiliyorsanız çevrenize, orta yerinde kaldığınız ateşi avuç avuç bastırabiliyorsanız yüreğinize, o denli uzaklaşıyorsunuz yalnızlık kokusundan. Renk ahenk çiçekler açıyor içinizde.Sanırım palyaçolar bu yüzden çok sevilirler…Yirmi sekiz kısa öyküden oluşan “Yalnızlık Kokusu” Öykü Kitabı, yazarın / şairin beş kitabından birisi.“Sonsuza dek seninleyim” demişse sevdiğiniz ve çekip gitmişse apansız, yalpalarsınız, yapayalnız kaldığınızı sanırsınız o an işte.Oysa bir düşünsek; başta çocuklarımız ve duygularımıza değer veren, yüzümüzün gülüşüyle, gözlerimizin ışıldayışıyla güç verdiğimiz, “biz” olabildiğimiz her kimse. Nasıl güç buluruz onların içtenlikleriyle…Demek ki bizler, çok renkli kişilikleriz yalnızlığın ötesinde. Sağlığımız yerinde, aklımız ermede. Ve hala uçabilen kelebekler gibiyiz kanatlarımızda ezikler olsa bile…Çok okuruyla, nicelerine…